Teknoloji Dünyasının İtici Güçleri: İdealler Yeşillere Karşı!

Bundan yaklaşık 1 sene önce Moxie Marlinspike’ın Defcon 20′deki Microsoft’un tasarladığı MS-CHAPv2 isimli wireless ağlar için kimlik doğrulama protokolünü analiz ettiği ve istenirse bu protokolü kullanan birinin kişisel şifreleme anahtarını en fazla 24 saat içinde çözüp kişinin ağ üzerindeki tüm veri akışını izlemeyi mümkün kılan bir metodu Defcon katılımcıları ile paylaştığı bir video izlemiştim. Bu ana kadar Moxie Marlinspike ismini hiç duymamıştım. Sonradan öğrendim ki kendisi en azından benim bulabildiğim kadarı ile Defcon 17′den beri bu konferansta konuşmalar yapan bir “hacker” imiş. Kendisinin websitesine buradan ulaşabilirsiniz. Bu websitesinde kendi profesyonel projeleri ve yazılımlarından bahsettiği gibi, aynı zamanda blog’unda aklına takılan konular hakkında yazılar yazıyor. Bahsettiğim videoyu izledikten kısa bir süre sonra arkadaşın websitesini ve dolayısı ile blogunu da bulmuş oldum. O dönemde yeni yazmış olduğu bir yazısı oldukça ilgimi çekmişti. Bu yazıda şair, Dustin Curtis isimli silikon vadisinin tanınan girişimcilerinden birini insanları “pahalı oyuncaklar” kullanarak girişimcilik konusunda motive etmeye çalışmasını eleştiriyordu. Yakın zamanda teknogirişim ruhu ve motivasyonuna dair bir yazı yazmaya karar verdiğimde hemen aklıma o yazı geldi. Okumakta olduğunuz yazı 1 sene önce okuduğum bir blog yazısı ışığında girişimciliğin itici güçlerine dair iki bakış açısına eleştirilerimi içermektedir.

Bütün bu tartışmayı başlatan yazıda Curtis 3 aylık bir Asya macerası sonucu San Francisco’ya döndüğünde hiçbir eşyası olmadığını, sahip olduğu her şeyi bir çantaya sığdırmak zorunda olduğundan her şeyin en iyisini almayı amaç edindiğini söylüyor. Aynı yazıda örnek olarak bir eve taşındıktan sonra uzun bir araştırma sonucu en iyisi olduğuna kanaat getirdiği 50 dolarlık, 5 parça tek kişilik bir çatal, bıçak, kaşık takımından bahsediyor. Bu malzemenin, “sorunu” en iyi bilen kişi tarafından üretildiğini ve dolayısı ile tamamen güvenilir olduğunu söylüyor ve üreticinin bir felsefesi olduğuna dikkat çekiyor. Yazının sonlarına doğru ise “en iyi”nin her zaman bir eşya olmak zorunda olmadığını söylüyor. Bunun mükemmelliğe ulaşmayı sağlayan bir takıntı olduğunu iddia ediyor.

Moxie “The Worst” isimli yazısında Dustin Curtis’in sürekli en pahalı, “mükemmel” oyuncaklara sahip olmayı hedefleyen bakış açısının insanın yaşadığı tecrübeleri değersizleştiren bir yönü olduğunu söylüyor. Moxie diyor ki eğer tüm amacınız her şeyin iş göreninden ziyade mükemmeline sahip olmak olursa siz o eşyayı bir araç olarak görmektense o eşyanın hizmetkarı oluyorsunuz. Moxie yazısında şöyle devam ediyor: “Pahalı eşyaları övmek yeni bir şey değil ancak Dustin Curtis kendi arayışını özel bir yetenek ile sıkı çalışmanın bir ürünü olarak gösteriyor. Daha da ilginci ise bu arayışın özgürleşmiş hayata giden yol olduğunu ileri sürüyor. Curtis’e göre eşyanın “kalitesine” güvenebiliyor olmak sizi özgür kılacak. Allah korusun, ya “çatalınız tam ısırmak üzereyken çalışmazsa”nın belirsizliğini deneyimlemek zorunda kalsaydınız?”. Daha sonra Moxie bu felsefe ile ilgili kendini daha çok şaşırtan şeyin ise teknoloji topluluklarından aldığı paralel yorumlar olduğunu söylüyor ve kendi karşı felsefesini açıklıyor: “En Kötü”. En Kötü Curtis’in söylediklerinin tam tersini ifade ediyor ve diyor ki “Kişinin her şeyin en kötüsünü alarak *özgürleşmiş hayata *ulaşma ihtimali daha yüksektir.”

HARİKA!! Şimdi elimizde bir tez bir de anti-tez oldu, bu da benim sıra benim favorim olan senteze geldi demektir.

Şimdi, ilk tez şudur: “Pahalı oyuncaklara sahip olmak özel yetenek ve sıkı çalışmanın sonucu mümkündür. Dolayısı ile bu eşyalara sahip olmayı hedeflerseniz ve başarılı olursanız bu sizin hem yetenekli hem de çalışkan olduğunuzu gösterir ayrıca sizi özgür kılar”

İkincisi ise: “Her şeyin en kötüsünü almak sizi tüketiciliğin kölesi olmaktan özgürleştirecek ve hatalardan da ders alarak, tecrübe ederek daha derinlemesine öğrenmenizi (herhangi bir konuyu) sağlayacaktır.”

(Giriş ve Moxie’nin yazısından bahsettiğim kısımda geçtiğim özetin bu iki tezdeki tüm noktalara değinmediğinin farkındayım, nereden vardın adamın bunu kastettiğine diyen arkadaşlar için her iki yazının linkini bir kere daha paylaşmakta fayda görüyor ve hala ikna olamayanlar için de bu tezlerin bahsi geçen yazıların anafikrinin kendim tarafından algılanış şekli olduğunu belirtiyorum.

http://dcurt.is/the-best

http://www.thoughtcrime.org/blog/the-worst/ )

Moxie yazısında Curtis’in bahsettiği o çatal $50′lık çatal, kaşık, bıçak takımının aslında kişiyi özgürleştirmektense kısıtlayacağını söylüyor ve ekliyor: “eğer evinizde bu kadar pahalı bir takım kullanıyor olsaydınız onun zarar görmesinden endişe ederdiniz. Sürekli olarak arkadaşlarınızın birinin yere düşürüp üstüne basmasından korkarak davetler verirdiniz. Halbuki böyle durumlarda aklınız takımda değil, yemekte ve daha da önemlisi onu hazırlamakla ve paylaşmakla ilişkili tecrübede”. Moxie diyor ki “En Kötü” felsefesinin insanları, böyle bir çatal bıçak takımındansa bit pazarından 5 liraya 15 takım çatal bıçak almayı tercih ederler ve o aldıkları takımın sıhhati konusunda endişeye düşmezler. Onlar için önemli olan deneyimdir. Asla seyahatlerinde aldıkları ürünlerden bahsetmez onun yerine seyahate gittikleri yerden, edindikleri tecrübeden bahsederler. Curtis yazısında basit bir çatal bıçak takımına dair yaptığı araştırma sonucu bu konuda aklı başında kimsenin sahip olmadığı kadar bilgi edindiğini söylüyor. Hayatının en güzel anlarının bir daha yaşamak istemediği anlar olduğuna dikkat çeken Moxie ise internetten araştırma yapmanın her zaman derinlemesine bir anlayış anlamına gelmediğini belirtiyor ve ekliyor: “Beklemek, plan yapmak, para biriktirmek, araştırmak size belli bir iş için en doğru ekipmanı sağlayabilir ama “En İyi” felsefesinin takipçisi olarak en doğru motosiklet ve ilişkili ekipmanlarla uzun yola çıkmış birisi asla motosiklet tamiri konusunda o an parası ancak çıkışan rastgele bir motosiklete atlayıp aynı tura çıkan ve bütün yol boyunca motosikletin sorunları ile uğraşan bir “En kötü”cü kadar deneyim ve bilgi sahibi olamaz. Bir En İyi’ci asla kalkıp da Transdinyester‘de her şeyi kaybettiği için dilenirken hayat boyu sürdüreceği bir arkadaşlık kuramaz çünkü yaşamı bu kadar “en iyilemek” bu tarz hataların önüne geçecektir.” İngilizce çok sevdiğim kelimelerdendir “Serendipity” (evet sevdiğim kelimeler var). İyi bir sonuca yol açan hatalara verilen addır bu. Moxie burada En İyi’ciliğin böyle durumların önüne geçeceğini savunuyor.

Şimdi gelelim benim ne düşündüğüme… Öncelikle belirtmek istiyorum ki Moxie’nin daha bireysel tavrını hem daha heyecan verici hem de daha onurlu buluyorum. Curtis benim için fazlaca kapitalist. Ancak Moxie de ne yazık ki biraz fazla hippi. Moxie mükemmel “şey”lere gerek olmadığını ileri sürüyor. Ben ise diyorum ki, insanın mükemmel/güzel şeylere sahip olmasında bir sorun yok, ancak insanın amacı bu olmamalı. Eğer insanı motive eden tek şey para ise bu hedefine ulaştıktan sonra onu öğrenmeyi durdurmaktan ne alıkoyacak. Daha fazla para diyenler tabi ki olacaktır ancak benim gözlemim paranın getirdiği mutluluğun artış hızının üstel bir fonksiyon olarak azaldığı yönünde. İnsanın kendisini motive edecek daha yüce bir şeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. İnsanın kendisini geliştirme heyecanı bence bu şartları fazlası ile sağlıyor. Teknoloji dünyasında başarılı insanlar için işler genelde şu şekilde yürüyor: Belli sayıda başarısız girişimde bulun, başarılı bir girişimde bulun, tekrar et. Enteresandır ki bu yolu izlemiş tüm insanlar da başarısız girişimlerinde edindikleri tecrübenin başarıyı getirdiği konusunda hemfikir. Aynı Moxie’nin dilenme örneği için söylediği gibi, kimse o durumda kalmayı istemez ama edindiği tecrübe bakımından hayatının en güzel anlarından biri.

Şimdi bunu teknoloji özelinde değerlendirirsek nasıl bir tablo çıkıyor karşımıza? Curtis duruma tam bir işadamı perspektifinden, Moxie ise tam bir teknik adam perspektifinden bakıyor. Teknik sayılabilecek bir adam olarak ben Moxie ile tamamen aynı fikirde olmasam bile ona daha yakınım diyebilirim. Bu aslında basit bir nedene dayanıyor: Curtisin bakış açısı tamamen inovasyon odaklı, Moxie’ninki ise ürün ve teknolojik gelişim odaklı. Daha önce inovasyon ile ilgili yazdığım yazıda inovasyon ile teknolojik gelişim arasındaki farktan bahsetmiştim okumanızı öneririm. Curtis’in bakış açısına göre para kazanan bir dönüşüm sağladığınız sürece siz başarılısınız. Moxie’ye göre ise zaten yapılmış bir şeyi daha iyi yapmak yeterli değil. Dünya üzerinde henüz yapılmamış çok şey var, bunlara da yönelmemiz lazım. Sadece bir aracın en iyisini yapma dürtüsü yüzünden pek çok aracın en iyi kullanım yöntemini bulmadığımız bir gerçek. Bunun için Moxie’nin yazısına yorum yazanlardan biri şu çok beğendiğim örneği vermiş: “en iyi programlama dilini yapmakla uğraşmaktan en iyi programı yapamadık”. Bu noktada Curtis’in bir tutarsızlığına dikkat çekmek istiyorum: aslında Curtisin o çok beğendiği çatal bıçak takımını yapanlar da kuvvetle muhtemel Moxie gibi insanlar.  O mükemmel bıçağı yapana kadar yaşadıklarının önemli bir bölümü büyük olasılıkla bir daha yaşamak istemedikleri ama onlara çok şey katmış tecrübeler. Aslında Curtis’in yazısında üreticinin bir felsefesi var diyerek onore ettiği insanlardan biri Moxie. Curtis öyle bir ürün çıkarabilmek için öyle insanlara ihtiyaç duyduğunu itiraf ediyor denilebilir. Ama görünen o ki felsefesi olan insanlardan en azından bir kısmı Curtis gibilerle çalışmaya sıcak bakmıyor. Curtis’in bakış açısı tek başına sorunlu olduğu gibi Moxie’nin de eleştirilecek yönleri var. Moxie teknolojik bakımdan gelişimin nasıl sağlanacağı konusunda fikir belirtmiş ancak bunun için gereken imkanları hiç hesaba katmamış. Moxie’ye göre işgücü kendisinden, ekipman da satın alabildiğinden ibaret. Bu her iş alanı için ne yazık ki yeterli değil. İnsanların yaşamak için -her ne kadar moxie eleştirse de- paraya ve para için de satışa ihtiyacı var. Moxie’nin perspektifi bu pazarlama gereksinimini tamamen gözardı ediyor.

Sonucu en basite indirgediğimizde girişimci olmak ile teknik adam olmak arasındaki farkı gözlemlemiş olduk. Curtis’in bakış açısı teoride çirkin de olsa, mevcut düzen bu. Adam sadece kurallara uyuyor. Eminim ki curtis kendisi girişimde bulunduğu endüstriler hakkında basit bir internet aramasından daha derin bir bilgi birikimine sahiptir. Bu onu teknik bir adam yapmaz ama kesinlikle bir girişimci yapar. Onun iyi bir girişimci olup olmadığı ise ancak doğru insanları bulup bulamadığı üzerinden değerlendirebilir. Eğer Curtis, Moxie gibi insanları bir takım halinde çalıştırmayı başarabiliyorsa ancak o zaman başarılı bir girişimci sayılabilir. Üzülerek söylüyorum ki Moxie gibi düşünen girişimciler varsa aramızda kendilerine acilen Curtis gibi bir partner bulmalılar. İnsanın kendisinin yaptığı işe dair bir felsefesi olması iyidir ama bunu lütfen ürün geliştirmeye saklayın. Pazarlama iş hayatının düşündüğünüz kadar erdemli bir kısmı değil. Yakın zamanda bir toplantı yaptığımız Plug and Play Tech Center isimli Vadi merkezli bir kuluçka merkezinin uluslararası partnerlikler direktörü Mohannad El-Khairy şöyle bir cümle kurdu: “Ne kadar dahi olursan ol, eğer sadece teknik bir adamsan bir şirket kurarken mutlaka yanına işin “iş geliştirme” kısmını halledebilecek bir ortak bulmalısın”. Ortaklık ilişkisini de önemli buluyorum burada çünkü Curtis kafasına göre takılırsa aynı ürünün sadece rengini değiştirerek ömür boyu yaşarsınız.